Ege’de “Sait Maden, Şık Derviş” Belgeseli Gösterimi

Güldoğan, “Multidisipliner olmak sanatı besliyor”

 Gizem Uyanık- Mertcan Ayaz

Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi tarafından düzenlenen “Tasarım Konuşuyoruz” etkinlikleri kapsamında “Sait Maden, Şık Derviş Belgeseli” ve “Yönetmen Miraç Güldoğan ile Film Gösterimi ve Söyleşisi” gerçekleştirildi.

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde düzenlenen program, “Sait Maden, Şık Derviş” belgeseli gösterimi ile başladı. Belgesel gösteriminin ardından konuşan Güldoğan, “Bu benim ilk belgeselim ilk yönetmenlik deneyimim. Ben daha çok Türk grafik tasarım tarihi üzerine çalışıyordum Sait Maden hoca ile bu yöne yöneldim. TRT bünyesindeki bir yarışmaya kabul görmek ve finale kalmak çok güzel benim için. Özellikle Sait Maden hocanın belgeselini çekmek benim için çok önemli. Çünkü Sait Hocanın hayattaki duruşu ve felsefesi çok farklıdır. Sait Hoca 8 dil biliyor bize çok büyük bir vizyon açtı” dedi.

Sait Maden’in hem fotoğrafçı hem şair hem de grafik tasarımcı olduğunu dile getiren Güldoğan, “Sait hoca, multidisipliner bir adamdı. Mesela şiir yazmaktan yorulduğunda tasarım yapıyordu. ‘Bir işi yaparken diğerini dinlendiriyorum’ derdi. Gerçekten bu işe yarıyor ben de uyguluyorum. Farklı alanlara yönelmek önemli. Bende de mimarlık ile ilgileniyorum, ev çiziyorum. Mimarlık üzerine yüksek lisans yapan bir arkadaşımla çalışıyoruz. Onun dışında edebiyatla ilgileniyorum ve senaryolar yazıyorum. Bu multidisipliner durum yaptığınız grafik tasarıma etki etmeye başlıyor. Mimarlık öğrenirken de konstrüktivizm öğrenmeye başlıyorsunuz, bunlar sanatı besliyor” diye konuştu.

“Tasarımcı ifadesi her şeyi karşılıyor”

Şu dönemde sadece grafik tasarım yapıyorum kenara çekiliyorum demenin mümkün olmadığını ifade eden Güldoğan, “Müşteri de artık sadece grafik tasarım yapılmasını istemiyor. Böyle bir çalışma metodu da kalmadı. Bir mekân açıyorsa kapı koluna kadar sizden tavsiye istiyor. Tasarımcı ifadesi her şeyi karşılıyor artık. Baştan ayağa her şeyi tasarlayan kişiye tasarımcı deniyor. Görsel iletişim tasarımı da iki boyutlu düzlemde tasarım yapmak aslında. Film gibi düşünün ondan farklı bir şey değil aslında. İki boyutlu düzlemde karakterleri yerleştireceğiniz yerler belli hangisine ne kadar ışık veya netlik vereceğiniz yine grafik tasarım alanının içinde” dedi.

 İzmir Enternasyonal Fuarının çok önemli olduğunun altını çizen Güldoğan, “Biz çok önemsemiyoruz ama İzmir’de çok garip bir kültür var. Cumhuriyet’in dillendirildiği ilk şehir. İzmir İktisat Kongresinde yönetim şekli tartışılıyor ve Cumhuriyetin temelleri ilk burada atılıyor. İEF de onun meyvesi. Atatürk de buraya gelirken diyor ki; buradaki çevre esnafına söyleyin neleri var neleri yoksa bir panayır kurun gelip görelim ne yapılıyor ticaret anlamında. Sonra bu bir geleneğe dönüşüyor. 9 Eylül panayırı yerini İzmir Enternasyonal Fuarına bırakıyor. İzmir’in kültürüne tarihine sahip çıkmakla ilgili bir projemiz var” dedi.

“Kendi kültürümüze sahip çıkmalıyız”

1980’lerin sonuna kadar Türkiye’de sanat yapıyorum diyen herkesin İzmir’e yolu düştüğünü dile getiren Güldoğan, “Tasarımcısından ressamına, ses sanatçısına tiyatrocusuna, metin yazarına kadar herkes burada kendini var ediyormuş. Böyle bir kültür ne olduysa yok olmuş durumda. Bu kültürü tekrar canlandırmak için elimizden geleni yapacağız. Şimdi fuar deyince kültür parktan ibaret ama eskiden öyle değildi. Fuarın kapısında Naci Kanlıklıoğu, Abidin Dino resimleri var. Kolay işler değil bunlar, bu seviyede bir adamı getirip duvar resim yaptırmanız mesela fuarın öyle bir gücü vardı. İşte onu tekrar kazanmalıyız. Floransa’daki adam nasıl sahip çıkıyorsa kendi kültürüne bizimde kendi kültürümüz var sahip çıkmamız gerekiyor” diye konuştu.

Türkiye olarak sorunumuzun geçmişimizle aramızdaki bağın hep kopmasından kaynaklı olduğunun altını çizen Güldoğan, “Biz son otuz yılı biliyoruz ondan gerisin bilmiyoruz, böyle kopa kopa gidiyoruz. Büyük toplumlar örneğin İtalya’ya bakın hep geçmişiyle yaşarlar. 700 yıl öncesini bilir oradaki bir çocuk, en azından kulak dolgunluğu vardır. Çünkü her gün o heykelin önünden geçer, ilkokulda onu çizmiştir. Bu vicdanı sağlıyor. Çünkü Tarih bilinci insanı vicdanlı kılar. Daha önceki yaşanmış iyi kötü olayları, sonuçlarını, sebeplerini bilirsiniz ve yaşamayı öğretir size tarih bilinci. Mesleki bilinç de böyledir. Bir şey bilmek yani yaptığınız ürettiğiniz işe ile ilgili geçmişi bilmek size nerede hata yapacağınızı, nerede doğru yapacağınızı öngörür” dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir